TÜRKİYE'DE STK'LAR VE AMAÇLARI ÖZELİNDE ANALİZİ
Süleyman Kurt tarafından yazıldı.    |    22.10.2013

Öncelikle ülkemizde ve batıda STK sürecinin amaç ve aidiyet açısından mevcut durumunu, sonra da ülkemizde STK’ların amaçları dışında faaliyet alanlarına yönelmek suretiyle güçlerini nasıl zayıflattıklarına değinmeye çalışacağız.

Öncelikle STK’lar devletler ile halklar arasında bir köprü vazifesi üstlenerek bir araya gelen sivil örgütlerdir. Aslında batıda STK (NGO) Kavramı, devlet dışı yada hükümet dışı kurumlar olarak isimlendirebileceğimiz Non Governmental Organization kelimelerinin ilk harflerinden ileri geliyor. Konumuza dönecek olursak, yaklaşık olarak 90 Bin derneğin faaliyet gösterdiği Türkiye’de, bu kurumların büyük bir kısmı dini içerikli yada yardımlaşma amacına matuf olarak kurulmuşlardır. Spor ve politik temalı kurumların yanı sıra uluslararası çalışmalar için de çok az sayıda dernek bulunmakta. Türkiye’de dernekleşme oranı, bölgenin gelişmişliği ve şehir nüfuslarıyla doğru orantılı. Bu da gösteriyor ki, toplumsal yada bölgesel sosyo kültürel düzey ile ülkelerin sivil toplum kuruluşlarına ilgisi doğru orantılı olmaktadır. 

Yurtdışında özellikle de batı da ise sayıları yüzbinlerle ifade edilen dernekler ve bu dernekler ile bir şekilde ilgili milyonlarca insandan bahsedebiliriz. Örneğin ülkemizde her 826 kişiye bir dernek düşerken bu oran özellikle AB üyesi ülkelerde oldukça yüksek. Mesela Fransa ve Almanya’da her 40 kişiye bir dernek düşüyor. Bununla birlikte her 10 Fransız’dan 4′ü en az bir derneğin faaliyetine katılıyor. ABD’de ise her 15 Amerikalıdan biri bu tür kuruluşlarda gönüllü yada personel olarak çalışıyor.

Paylaşmaya çalıştığımız bu bilgiler de gösteriyor ki STK-Halk ilişkisi toplumların entelektüel birikimi ve sosyo kültürel düzeyi ile doğru orantılıdır.

Türkiye’de hizmet veren kurumlara baktığımızda ise batıya oranla ciddi farklılıklar görmekteyiz. Aslında STK’lar teorik olarak apolitik gibi dursalar da bu pratikte mümkün değildir. Zira bir sivil toplum kuruluşunu oluşturan bireyler yaklaşık olarak aynı yada birbirine yakın politik kaygılara sahip olmaktadırlar. Dolayısıyla STK’lar ülkelerin politik konularına da yön veren kuruluşlardır.

Buna göre politik olarak birer taraf olan STK’larımız tematik olarak hizmet verdikleri alanı belirleyip o alanda uzmanlaşmaları ve o alanda uzmanlar yetiştirmeliler ki amaçları doğrultusunda ilerleyebilsinler.

Ülkemizde kurumlara baktığımızda ne yazık ki tematik uzmanlaşmadan daha çok popüler olan alanlara yönelmek suretiyle kurumlarının öne çıkmalarına önem vermekteler. Oysaki örneğin eğitim ve insan hakları alanında vereceği hizmetlere matuf kurulmuş bir dernek amacı doğrultusunda masalar oluştursa, eğitim kurumları kursa, eğiticiler yetiştirse, seminerler,
konferanslar düzenlese, bir takvim yılı içinde gerçekleştireceği eğitimleri planlasa eğitim alanında uzmanlaşmış bir kurum olacak, kendisini alanında geliştirecek büyüyecektir. Fakat eğitim dernekleri yardım faaliyetlerine, gençlik yapılanmaları, kurban ve ramazan organizasyonlarına girerek hem gücü zayıflatmakta, hem asıl konsantre olması gereken alanları atlamakta, hem mevcut bir tecrübe olmasına karşın teorik ve pratik olarak yeniden tecrübeler edinmeye çalışmak suretiyle gereksiz zaman, bütçe ve tecrübe kaybı ortaya çıkarmaktadır. Toparlayacak olursak yıllardır sahada yardım faaliyetleri konusunda uzmanlaşmış yardım dernek ve vakıfları hali hazırda faaliyet gösteriyorken insan hakları, eğitim, gençlik örgütlerinin bu alana yönelmeleri gereksiz bir enerji kaybı olmanın yanı sıra asıl amaçlarında yapacakları faaliyetlerin ve söyleyecekleri sözün de gölgelenmesine neden olmaktadır. Bu nedenle her kurum kendi alanında çalışmalı ve o alandaki uzmanlığı ile topluma faydalı olmalıdır. Aynı alanda istediği kadar çok kurum olsun hiçbir zararı olmayacağı gibi, yükü paylaşmak suretiyle fayda sağlayacaktır. Mesela ülkemizde 5 gençlik örgütü varken bu sayı 555 olsa çok daha fazla gencimize ulaşmış olunacak, birinin ulaşamadığı gencimize diğeri ulaşacaktır. Yine 20 yardım kuruluşu varken 2000 yardım kuruluşumuz olsa bu çok daha fazla ihtiyaç sahibine yardım ulaşacak demektir ki bu da çok daha faydalı bir durum ortaya çıkacaktır. Ancak alanları dışına çıktıkça bu ciddi sorunlara yola açacaktır ve faydasız bir emek ortaya çıkacaktır.

Bu yönlerinin yanı sıra STK Sayısının artışının bir diğer riski de politik ve siyasi konularda güç, eylem ve söylem birliğinin zayıflaması olarak tezahür etmektedir. Bundan 10-15 yıl önce ülkemizin bütün illerinde ilçe ve bir çok mahallesinde örgütlenmiş büyük gençlik örgütlerimiz vardı ve genel olarak ortaya koydukları irade ciddi bir kesimin imzasını temsil etmekteydi. Günümüzde ise onlarca hatta yüzlerce olan STK sayısı bir yönden toplumun STK’laşması yani politik kaygılar taşımaya başlaması ve söz söyleme iradesi göstermesi açısından olumlu iken, topyekûn söz söyleme iradesini atomize etmesi açısından da risklidir.
Sonuç olarak bir ülkenin STK Sayısının fazla oluşu toplumun politik ve söz söyleme iradesi göstermesi açısından olumlu iken, örgütlü ve toplu mücadelenin politik ve fikirsel olarak atomize olması açısından risklidir. Aynı zamanda kurulan bu STK’ların amaç ve alan olarak kendilerine konumlandırmalarını doğru ve net olarak yapmaları ve çalıştıkları alanda uzmanlaşmaları, deneyim ve tecrübeleri bulunmayan alanlara girerek güçlerini zayıflatmamaları, profesyonelleşme ve uzmanlaşma açısından önem taşımaktadır.

Unutmamalıyız ki, STK misyonu terminolojik olarak batıdan gelse de aslında biz Peygamber efendimizden miras aldığımız bir toplumsal dayanışmayı sürdürüyoruz.

Süleyman KURT